28 Ekim 2015 Çarşamba

Yüreklerdeki depremler, yüzlere gülümseme olarak yansır...

İçinizin yandığı oldu mu buram buram...

Peki ya depremlerin dinmediği, yüreğinizde?

İnceden sızıların her daim kol gezdiği vücudunuzun dört bir yanının prangalara vurulmuş hissettiğiniz olmadı mı hiç?

Yazık...

İnsan oldum sandığınız her gün, dışarıda yüzlerinde gülücüklerin hiç eksik olmadığı insanlar var ya hani... İşte onların sıkıntısı, anlattıklarında anlayamayacak olmanızın kesin dışa yansıma şekli...

Ve de yazık ki...

Savrulurken savurur bazen insanlar... Kimi... Neyi... Neden... Demeksizin...


Mert Edumlu / 28.10.2015

30 Temmuz 2015 Perşembe

Cehaletin bir yanılgısı daha: domuz yağı ihtiva eden ürünler !!!

Sanılanın aksine Avrupa'da, domuz yağı ve türevi bir madde ihtiva etmiyor açıklaması yapan firmaların ürünlerinde, buna benzer maddeler saptanırsa, Avrupa Birliği yasaları nezdinde çok ciddi tazminat yaptırımları var.


Yani cahil kardeşler, arkadaşlar !!!

Sözüm öyle ki, SEN Türkiye'de farkına varmadan domuz eti ya da yağı yersin, çünkü ülkemizde domuz yağı vs ihtiva etmez der firma ama ihtiva etmesinden çekinmez, koyar eder de burada yani AVRUPA'da, o dediğin mümkün olmaz...

Oturduğun yerden, yurtdışına giden herkesin domuz yağı vs yediğini ve kendinin ne kadar mükemmel bir müslüman olduğunu düşünür durursun da, bilmezsin ki, senin bu çekindiğin şeyi yeme ihtimalin benim yeme ihtimalimden çok daha yüksektir...


Hadi öptüm...

Bu aralar ve bundan sonra daima, cehalete takmış olacağım cahil arkadaşım !!

Çünkü, insanca konuşunca, senin ayarında kelamlar edince, çok anladığını düşünemedim yıllar boyu... Madem anlamıyorsun, en azından ne olduğunu anlamış olursun...


Ha, bu arada cahil arkadaşım, sana bir notum daha olacak...

Okumak cehaleti alır ama eşeklik baki kalır derler ya, onu da senin düşündüğün gibi okumuş insanlar için değil, senin gibi eşekler için söylemişler... Yani, demek istemişler ki, sen okumuş olsaydın da, hamurundaki eşeklik baki kalacaktı, o yüzden okumadım diye hayıflanma...


Mert Erdumlu
30/07/2015

2 Temmuz 2015 Perşembe

3 Temmuz ve facia transferlerin takımına...

Mert Erdumlu Kaleminden...

Bir takım hayal edin... Transferleriyle bu kadar rezil olsun ama yine de transferleriyle hava yapmaya çalışan bir taraftar grubu olsun...

*** Fenerbahçe, Krasic, Emenike ve Diego'nun transferine 25 milyon Euro ödedi ancak üç futbolcudan da verim alamadı.

*** Daniel Guiza !!! İspanya Ligi gol kralı olarak geldi... Küçük Emrah olarak hatırlara kazındı... Nerede oynadığını bilen var mı aranızda?

*** Josico... İsmi anımsayanınız olursa ödenen rakamı da araştırır zaten...

*** Ariel Ortega... Müthiş transfer... Her şeyden önce GS'ye 6-0 üstünlük sağlanan maçta oynadı o yeter... 7-0'ı hem de 7 kişiyle 7-0'ı silemeyen bir kulüp hayal edin ki, Ortega'ya o dönem ödenen rakamlar, kurulan hayaller ve gerçeği karşılaştırın...

*** Fabio Bilica... Araştırın... Çekinmeyin...

*** Fabiano... Gelirken neler söylendi, ne hayaller kuruldu... Ayrılışı nasıl oldu... Bir göz atın...

*** Emil Kostadinov... Manşetlere bakın mutlaka... Nasıl geldi ve nasıl gitti...

*** Wagenhaus... Sahi ne kadar kaldı? Anımsar mısınız? Peki ya geldiğinde atılan manşetleri anımsar mısınız?

*** Henry Bienvenü... Offf offf offf...

*** Vladimir Beschastnykh... Bakmayın, hiç gerek yok... :)

*** Claudio Maldonado... Hatırladınız değil mi? Büyük hayaldi... Kırdı gitti o da...

*** Robert Enke... Satırı boş bırakmamak için bunu yazıyorum, anladınız siz...

*** Erhan Albayrak, Kemal Aslan ne yaygaralarla gelmişti, anımsar mısınız? Tarık vardı bir de... Hey gidi hey...

*** Mateja Kezman... :)

Velhasıl, bir dünya hayal kırıklığı arasından sizler için seçtim, derledim... Bir tek bu kulüpte değil aslında, diğer tüm kulüplerde ne hayal kırıklıkları olmuştur... Ama bir Kezman, bir Ortega, bir Guiza umutları ve yaygaraları ile gelip de, o şekilde uğurlanışlar olmamıştır... Bitti denilen Hagi icabında Türkiye'de RRRRR şeklinde 5 nadir 2 kupaya vesile olmuştur da, bunların bir tane tavuğu henüz yumurtlamamıştır...


Hayır... Neye kızdım biliyor musunuz? Nani patlar, patlar, yukarıdaki tabloya çok yakışan bir oyuncu, işte bir GS maçı aldırır, uğurlanır gider... O sorun değil de, bu vatanın, bu toprağın yetiştirdiği en kaliteli oyunculardan SELÇUK İNAN'dan ne istediniz de makaralarınıza alet ettiniz, onu anlamadım... Anlamam da... Anlatamazsın da !!!


Mert Erdumlu
'3 TEMMUZ' 2015




29 Haziran 2015 Pazartesi

Onur Yürüyüşü

Mert Erdumlu kaleminden...

Onur Yürüyüşü'ne destek veren herkes lezbiyen ya da gay olmuyor. Bu bir...

İkincisi, olsa bile bundan sana ne? Sen delikanlı ol, kendi dünyana bak. Diyorlar ki onlar da, bizlerin dünyasına da SAYGI GÖSTER.

Sonra... Tüm dünya saygı gösterirken, sen saygı göstermiyorsan, sen GELİŞMEMİŞ ülke olarak kalmaya mahkumsun. Yok 3. köprüyü engellemeye çalışıyor dış mihraklar, yok 3. havaalanını istemiyorlar, gelişmemizi istemiyorlar demekle olmuyor !!!

Gelişmemişsin ÇÜNKÜ !!! Bunu gizlemeni istemiyorlar belki de !!! Bir de buradan bak...

Ayrıca, milletin tercihinden SANA NE !!! Sana giren çıkan ne??? Bırak isteyen istediği gibi yaşasın, sen engel olmaya çalışsan da yaşamayacak mı zaten? Bunu SEN benden daha iyi bilmiyor musun?

Ve daha da önemlisi... Yolunuz İstanbul'da, transeksüel olup, hayat kadını gibi çalışan kişilerin bulunduğu yerlere düşüyorsa, bir bakın bakalım... Onlarla kimler pazarlık yapıyor? Bakın bakalım, o yürüyüşe katılan ya da o yürüyüşe ılımlı bakan bir PROFİL görebilecek misiniz?

Şahsen ben İstanbul'un göbeğinde yıllardır şunu gördüm. O eline palalar alan, nidalar atan tiplemeler var ya, işte onlar bunlarla geceleri pazarlık yaparlar, sonra delikanlılığı laf ile beyana yeltenirler...

Ama delikanlılık öyle bir şey değil, sen de ben de biliyoruz güzel kardeşim. Ne lafla oluyor, ne de pantolonunu indirip kaldırdığın aletini bir yere yerleştirmekle oluyor.

Ve bence... O yürüyüşe katılan, destek veren hemen herkes tepki veren hemen herkesten çok daha DELİKANLI... Neden biliyor musunuz? İki yüzlülük yok... Radikal bir hayat kararına saygı var... Eleştiri yok... Kin yok... Nefret yok...

Özümde ne düşünüyorum? Kimsenin cinsel tercihi beni ilgilendirmiyor !!! Sıcak mı bakıyorum? Hayır, çünkü sıcak mı bakmalıyım diye düşünmüyorum bile... Beni hiç ilgilendirmiyor. Karşımdaki bir birey ve ben sadece saygı duyup geçmek istiyorum.

Saygı duyuyorum diye bana bir şey söylemek isteyen olursa da beklerim her zaman...

Çocuklara kötü örnek oluyor diyenlere de...

Kardeşim, çocuğuna sen DAHA İYİ örnek ol, seni örnek alsın, insanlığı eksik kalacak ama en azından senin gibi biri olacak.

Ufak bir not da ekleyim, her ne kadar saygı ve sevgi çerçevesinde konuyu ele alsam da, Ramazan ayında inanan inanmayan herkesin saygı sınırlarını aşmaması gerektiğini de savunurum. Örneğin çıplaklık Ramazan ayında gereksiz bir tepki şekliydi, ama o olmasa da müdahale olacaktı. Daha da elim olanı bu konuya tepki veren insanların paylaşımlarına baktığımda ben bir kişinin bile bu konu üzerinde durduğunu görmedim. O yüzden yekten onların tepki verdikleri hususlara değindim. Esas tepki verilmesi gereken ayrıntının unutulması da onlara yakışan, hatırlatması da bize yaraşan bir davranış şeklidir...

Bir Hadis-i Şerif ile bitireyim yazımı...

"Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." (Tirmizi, Kıyamet, 53, no: 2507; Beyhaki, Şuabu'l-İman, 5/315, no: 2778; bk. Keşfu'l-Hafa, 2/265)

Saygılar...
Mert Erdumlu
30.06.2015

23 Haziran 2015 Salı

Ne Mutlu Türk'üm Diyene (blogumdaki tek alıntı olmayı hakeden bir anı...)

Bir hanımefendi diyor ki; 1919 yılı idi. İstanbul baştan aşağı İngilizlerin işgali altındaydı. Liseyi yeni bitirmiştim.
Güzel bir kızdım.
Dünür gelmeye başladılar.
Biri avukatmış.
Gösterdiler uzaktan, boylu poslu yakışıklı bir delikanlıydı, beğendim.
Nişanlandık.
Nişanlımı seviyordum.
Mutlu bir yuva kurmak hevesi ile lamba ışığının altında sabahlara kadar oyalar örüyor, çeyizler hazırlıyordum.
Ama çok geçmedi ki mahallede bir dedikodu yayıldı.
(Ayşe’nin nişanlısı avukat değilmiş, ipsizin biriymiş, üstelik cami önlerinden tabut taşıyarak karnını doyuruyormuş) dediler.
Alt üst oldum.
Babam götürdü, uzaktan izledik, gerçekten de tabut taşıyordu…
Yıkıldım.
Nişanı atıp, ayrıldık.
Aradan 5 yıl geçti.
Evlenmiştim,
Bir de çocuğum olmuştu.
1924 yılıydı.
Artık ülkemiz özgürdü.
Bir gün Beyoğlu’nda rastladım ona.
Oğlum yanımdaydı.
Beni görünce titredi, çeketini düğmeledi.
Saygı göstererek durdu önümde.
Vaktiniz varsa size bir çay ikram etmek isterim, dedi.
Olur, dedim.
Bir büroya girdik.
Burası bir avukatlık bürosuydu ve kapıda adı yazıyordu.
İçerde yardımcıları çalışıyordu.
Siz gerçekten avukat mısınız, dedim.
Evet, dedi.
Peki, avukatsınız da neden cami önlerinden tabut taşıyordunuz, diye sordum.
Durdu, başı öne eğildi.
Beni affedin,dedi.
İstanbul işgal altındaydı,
Her taraf İngiliz askeri kaynıyordu.
Her şeyi didik didik arıyorlardı.
Biz de Anadoluya ,Milli kuvvetlere ancak,cenaze süsü vererek tabutlarla silah kaçırıyorduk.
Bu ülke için hayati bir işti.
Bunu size bile söyleyemezdim...
BU VATANI CANLARINI VE AŞKLARINI FEDA EDEBİLENLERE BORÇLUYUZ.
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !

Osmanlı Katalini Yanılgısı !!

Osmanlı Katalini diye bir tabir var tesbih piyasasında...
Şimdi arkadaşlar, cahil olunur, bilgisiz olunur da, hıyar olmak farklı bir konu.
Katalin (Catalin) ilk kez 1928 yılında ABD, daha da net olarak New York Eyaletinde "American Catalin Corporation" şirketi tarafından üretilmiş olan, saydam ve yarı saydam özellikler gösteren, her renkte üretilmiş, bir çeşit fenol formaldehit plastiğinin markasıdır.
Bu bilgiden çıkaracağımız ilk sonuç piyasada Osmanlı Katalini olarak satılan ürünlerin Osmanlı olmadığıdır. Türkiye Cumhuriyeti 1923'de kurulduğuna göre 1928 yılından sonra üretilen bir plastiğe "Osmanlı" dememiz mümkün değildir.


Mert Erdumlu 
20/06/2015

Bir Orta Çağ Yobazlığı Neticesinde VEBA !!

Günümüzde İslam'ı hor görmeye çalışan Avrupa ve Amerika (o dönemler konuyla ilgisiz ve bilinmeyen bir kıta olsa da, şimdilerde bu hikayeyi bilmesi gereken bir kıta olduğundan ilave ettim...) taraflarına Orta Çağ yobazlıklarını ve bedelini nasıl ödediklerini de anımsatmak isterim...
Papa 9. Gregory...
Bir ferman yayınlar...
Uzunca bir fermandır bu fakat özeti kısa, KEDİLER ŞEYTANDIR der...
Eğer birinin kedisi varsa, o da cadıdır, şeytanla işbirliği yapar, o da yakılmalıdır, kedisiyle birlikte der...
Bu fermandan sonra 10.000'lerce kedi katledilir... Birkaç aristokrat dışında, Avrupa'da kimsenin kedisi kalmaz... Bütün kediler öldürülmüştür...
Ama esas konu burada başlıyor !!!
Kırım'dan yola çıkan bir gemi, ambarında birkaç FARE ile İtalya'ya gelir... Farelerde veba vardı... Ve, veba Avrupa'ya hızla yayılır...
Fareleri avlayacak kedi kalmadığı için Avrupa'da, veba hızla Avrupa'da yayılır... Ve, 1232 senesinde Papa 9.Gregory'nin yayınladığı fermanın neticesinde, takip eden 3 sene içinde
Avrupa'da tam 75 MİLYON İNSAN VEBA'DAN DOLAYI ÖLÜR...
Şimdi İslam ile uğraşanlar, biraz bu gibi bilgiler ışığında iğneyi kendilerine, çuvaldızı da başkalarına batırsınlar lütfen...
Mert Erdumlu
22/06/2015